MEHMET AYGAN     Bir gencin kaleminden: --AYKIRI YAZILAR--
Sayin Mehmet Aygan 15.03.1977 yılı sereflikoçhisar doğumlu. ilk, orta ve lise ögrenimini tamamladıktan sonra istanbul’da yasamaya başladı. istanbul da Koçak Gold ve Cumhuriyet gazetesi çağdas yasamı destekleme derneğinde calışmaya basladı. Askerlik hizmetini ankara merkez komtanlığında yaptıktan sonra istanbulda gat güvenlik, turizm ve sosyal hizmetler şirketinde çalışmaya devam etti. Halen bu şirkette halkla ilişkiler ve müşteri sorumlusu olarak görev yapmakta. Ayni zamanda devlet memuru olarak ta çalışmakta. 2002 dünya kupası hundayi tanıtım festivalleri radyo sahin program yapımlarında ve bircok konserde aktif olarak görev yapmistir...

>Arsiv<

                                 FİLSTİNDE ÇÖZÜM NASIL VE NEREDE?                 (02.01.05)


     "Küresel hesaplaÅŸma" etkenlerinin birikmesi ile birlikte bizzatihi küreselleÅŸme sürecinin yeniden yapılandırmalarla ilerleyiÅŸinin genel bir sertleÅŸme yönünde olduÄŸu ortadadır. İktisadi bakımdan ellerinde avuçlarında bir ÅŸey kalmamacasına talana hedef olan dünya halkları ve sömürgeleÅŸme sürecindeki ülkelerin; siyasal bakımdan hiçbir haklarının tanınmadığı köleleÅŸtirilmelerinin askeri güçlerle doÄŸrudan desteklenmesi ya da üstlenilmesi eÄŸilimi belirginleÅŸmektedir. Balkanlar, Afganistan ve çevresi, öncelik Filistin ve ardından Irak'ta olmak üzere OrtadoÄŸu'da olanlar bu eÄŸilimin geliÅŸmesinin ifadeleridir. Önümüzdeki günlerde halkların payına daha çok bomba ve kan düşeceÄŸi görülmektedir.
Ancak bu saldırganlığın yolaçtığı birikimlerin, saldırganların tahminlerinin ötesine geçebileceği de söylenmelidir. Venezüella'da Chavez'in Amerikan emperyalizminin itibarını iki paralık eden 48 saat içinde geri dönüşü, başka yönlerinin yanında, bu yönde bir gelişme olarak da değerlendirilmelidir. Irak sorununda Amerikan emperyalizminin, şimdiye kadar olageldiğinin tersine, bu kez, yanına İngiltere'yi bile almakta zorlanarak "tek tabanca" kalması, yine bu birikimin bir göstergesidir. Filistin'e yönelik saldırganlıkta, ABD desteği dışında İsrail'in neredeyse tamamen tecrit olması da buna işaret ediyor. AB temsilcilerine bile, kaç kez reddettikten sonra "lütfen" Arafat'la görüşme izni veren, AB Dönem Başkanı İspanya Dişişleri Bakanı Josep Pisque'nin "General Şaron sadece kendisiyle uzlaşabileceklerle konuşmak istiyorsa, bir süre sonra arabulucu bulamayacak" içerikli tepkisini alan, ünlü Zbigniew Brzezinski tarafından bile ırkçı Güney Afrika'ya benzetilen, sonradan düzeltmeye uğraşsa bile stratejik ortağının Başbakanı tarafından soykırımla suçlanan İsrail'in zor durumda olduğu açıktır. Bu, aynı zamanda Amerikan emperyalizminin zorluğu ve tecrit olmuşluğu ve itibar kaybı anlamındadır.
Gidişatın diğer bir yönünü oluşturan emperyalistler arasındaki karşıtlığın bugünkü gelişmesi de, giderek sertlik yüklenmekte ve kopuşma eğiliminde ifadesini bulmaktadır. Kendi aralarındaki kapışmanın bugünkü durumu, Bosna'dan Filistin'e uzanan süreçte, ABD etrafındaki toplanmanın birer-ikişer azalmasına ve en son "teke düşme"ye götürmüştür. Yeni oluşturulacak bir takım "olaylar", yeniden ABD odaklı belirli emperyalist birliklerin gündem almasına tanıklık etmemize yol açsa bile -ki, bunlar beklenmelidir-, genelleşme durumundaki kopuşma eğilimi değişmeyecek görünmektedir. Gelişmekte olan emperyalistler arası karşıtlıklar, bir yandan dünyayı yeni bir savaşa götürecek bir birikimin nedeniyken, diğer yandan da, yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi, dolaylı yedek olarak, halkları mücadeleye yönelten birikimi besleyici rol oynamaktadır, oynayacaktır. Yeter ki, dünya işçi sınıfı, ezilen halklar kendi taleplerine, bağımsız örgütlenmeleri ve mücadelelerine yönelsinler ve emperyalistlerden birinden birine bel bağlamasınlar. Kendi aralarındaki kapışmayla birlikte emperyalist saldırganlığın ve karşı koyuşun, direnişin yükselişi: dünyanın gidişatını bu iki etken karakterize etmektedir. Filistin'de yaşananlar, tam da buna örnektir.
Çözümü de buradan aramak zorunludur.
Dünya ölçe
ğinde emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı proletarya ve halkların ortak mücadele ve dayanışması ile emperyalist zorbalık ve tahakküme son verilmesi, halkların kendi zenginlik kaynakları ve geleceklerini kendi ellerine almaları, kendi kendilerinin efendileri olmalarının yolunun açılması dışındaki tüm seçenekler, aslında tek seçeneğe indirgenir, tümü halkları ve davalarını güçten düşürüp emperyalist talan ve tahakkümü besleyip güçlendirir. Özel olarak Filistin sorunu açısından da böyledir.
Filistin'in önünde, ikisinin de kapısı aralanmış, hatta neredeyse tüm yönleriyle uygulamasına da girişilmiş "iki" çözüm seçeneği durmaktadır. Kesintiye uğrayan Madrid ve Oslo sürecinde şekillenen, Filistin'i Filistin olmaktan çıkaracak köleleştirici daha bir dizi tavizle -ki son saldırganlık bunları koparmayı hedeflemektedir- gerçekleşebilecek bir pax Americana'da ifadesini bulan emperyalizm ve Siyonizmle uzlaşmaya dayalı "çözüm". Filistinliler bunun çözüm olmadığını bilmekte ve bu çözüm Filistin halkı ve İntifadası ile dışlanmaktadır.
İ
srail'in şimdiye kadar ulaşamadığı tam köleliği öngören bir pax Americana hedefine, şimdiki gibi, koşulları sonuna kadar zorlayarak ulaşmaya çalışacağı görülüyor. Filistin halkının bugüne kadar ortaya koyduğu kararlı mücadeleci tutum bunu pek olanaklı kılmıyor. Ancak halkçı antiemperyalist çözümünün, Filistin halkının yanında en azından bölgenin diğer halklarının mücadelesi ve dayanışmasına da ihtiyaç duyduğu söylenmelidir. "Küresel" hesaplaşmalar ve yeniden yapılandırma sürecinde diğer tüm halkların kurtuluş davaları açısından giderek daha da gerekli hale gelen uluslararası ölçekte mücadele ortaklığı ve antiemperyalist dayanışma, Filistin'in kurtuluşu davası açısından da geçerlidir. Halkların kurtuluşu, emperyalizmden kurtuluş davasının parçaları durumuna, sorun, emperyalist zincirin bir ya da birkaç noktadan kırılması sorununa çoktan dönüşmüştür.
Burada Filistin'e desteğin içeriği ve biçimi önem kazanmaktadır.
Filistin halkının her türden desteğe ihtiyacı olduğu, kısmi destekleri bile dışlama lüksü bulunmadığı kuşkusuzdur. Bu "lüks" dünya halkları ve devrimciler açısından da yoktur. Her ülkede her türden İsrail'i protesto ve Filistin'e destek eyleminin önemi azımsanamaz. "Barış gönüllüleri"nin vb. eylemleri de küçümsenemez. Ancak Filistin'e sunulacak eylemli desteğin özünü, halkların kendi ülkelerinde emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadelelerini yükseltmeleri oluşturur. Örneğin Türkiye halkının Siyonizmin güçten düşürülmesine temel katkısı, Siyonizm protestosundan da çok, onu stratejik müttefiğinden etmek üzere, kendi ülkesinde yürüteceği anti emperyalist demokratik mücadelesi ve onun zaferidir. Kuşkusuz, bu mücadeleyi yürütürken, Türkiye halkı ve devrimcileri, ertelemeci bir tutumla Filistin'e sunacakları desteği kendi zaferlerine kadar savsaklamayacaklardır. Ancak, yasak savmacılık yapılmayacaksa, Filistin halkının asıl ihtiyacı olan destek açısından üstlerine düşen görmezden gelinemez.
Bu, tüm destek eylemleri ve genel olarak sunulan destek bakımından temel ölçütü oluşturur.
İslamcılık ve milliyetçiliğin çeşitli biçimlerini de kapsayarak dinamikler ve tutumların sonuçta gelip dayandığı belirleyici nokta; emperyalizm ve özellikle Amerikan emperyalizmine karşı tavır noktasıdır. Siyonizmi Amerikan emperyalizmiyle birlikte düşman edinme tayin edicidir. Hiç yoktan iyi olsa bile, desteğin, özellikle emperyalizme karşı tutum almaya cesaret edemeyişin sonucu olan tamamen pasif "dua etme" vb. türlerinin, yönlendiricilerinin, Amerikan emperyalizmiyle uzlaşmacılığa bağlı yasak savmacılığına denk düştüğü ortadadır. Emperyalizme karşı tavır almaktan kaçınma, "Kudüs", "El Aksa" vb. türü motifleri siyasal İslamcılık'ta pek bol olan kutsallıklar savunuculuğu ve anti-Semitizm üzerinden Filistin davasını çözümsüzlüğe ve uluslararası desteklerini daraltıp zayıflatmaya götürmektedir. Halkların kardeşliği ve mücadele ortaklığına dayalı halkçı perspektif yerine, dinci ve milliyetçi çeşitli perspektifler, ancak halkların bölünmesine yolaçabilir ve açmaktadır. "Şaron destekçiliği yüzde 80'lere ulaşıyor" türünden gerekçelerle, bir bölümüyle hiç de küçümsenmeyecek barış gösterileri örgütleyen İsrail halkını dışlamak, Filistin'in kurtuluşu davası bakımından düşünülemeyeceği gibi, "dış destek" bakımından İslam ya da Arap nüfusun desteğinin sağlanmasıyla sınırlı yaklaşımlar, Filistin halkı ve davasına zarar vermekten başka işe yaramaz. Türkiye'de örneğin, yüz binleri alanlara toplayabilme gibi olanaklara sahip olan AKP ve SP gibi islamcı partilerin, ABD ile aralarını bozmamak için, en azından bunu yapmaktan kaçınırken, anti-Semitizme ve kutsallık savunuculuğuna sarılmaları böyle bir içeriğe sahiptir.
Emperyalizm ve Siyonizm kendi kendini sokmaktan kaçınmayan akrep misali, kendi sonunu hazırlamakta, talan ve döktüğü kan, dünya halklarını kurtuluşları için mücadeleye itmektedir. Zorluklar artmakta ama sosyal ve ulusal kurtuluş mücadeleleri için koşullar giderek daha elverişli hale de gelmektedir. Filistin davasının bugüne kadarki seyri ve Filistin halkının ödediği tüm bedellere rağmen takındığı kararlı tavır, dünya halklarının yolunu aydınlatıcıdır. Görev, en çok, hızla örgütlenme eksiklerini tamamlama ve halkların birleşik antiemperyalist eylemini besleyerek başına geçme zorunda olan dünya işçi sınıfınındır.